depresif etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
depresif etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Şubat 2011 Pazar

Yüce ve bir daha doğmayacak yeni bir günün eşiğinde

Yeni ve alışıldık olan her şeye inkarla;

Sevmelere ve adanmalara ulanmış bir yaşamın içinde

Sarmalanmış bulursun kendini

Tek ve özgün olmayan bir kalbin görüntüsü

Ruhsal bir kimliğin önündeki beden kadar engel

Özgürlüğe ve gerçekliğe atılamayacak adım kadar korkak

Kelimelerle çevrelenip,

Önsözlerle kısaltılmış

Statüsel minyatür bir yaşamın içinde

kapana kısılmış hissedersin

hislerinin aidiyetinin bile sana ait olduğuna emin olamadan

gözlerini doğrulttuğun aydınlık gerçeğin

yeni bir aldanışın karanlığı olduğunun farkındalığıyla

acı yüklü bir bilgeliğe erişirsin

kitaplardan öğrendiğin yaşamın

deneyimlerle güçlendirilmiş taklitçiliğine hapsolursun

basitliğin ve yalınlığın küçülttüğü evreninde

çürümüş umutların ve hedeflerinle

başkasının yaşamının içinde

paslanmış bir idealin gölgesinde ezildiğini anlarsın

yaşamın sana vaad ettiklerinin

senin kendini adadıklarının

kopyasının kopyası olduğunu bir şeylerin

ve asla ortaya çıkarılamayacak düşlerin

soyutluğun imgesel acınası özüne hapsolmuş

basit ve karmaşıklıklarla aldatılmış

maskelerle saklanmış

özenti yaşamının içinde

öylece uzanıp giden sonsuz yolların başlangıcında

çıkışı bulunamayacak labirentlerde

kurtulunamayacak girdaplarda

kıvranıp durduğunu anladığında

iflah olmaz kaosların eşiğindesindir artık

asla aydınlığa eremeyecek düşünüşlerin ortasında

yağmurların ve yaşamsal belirtilerin birer aldatmaca aolduğu

sahte görünümlerle kandırılmış bir dünyanın içinde olduğunu bilirsin

çırpınışların batışın demektir artık

aydınlanışın karanlık

ve kimse kurtarmayacak

seni bu yanlış tasarımdan

kendin bile

insanların da dahilinde oldukları bir

bok çukurunda yaşam sürmektesin

asalak virüsler gibi…

25 Aralık 2010 Cumartesi

yokoluş

her geçen gün toprak oluşunu izler insan ellerinin
her geçen gün
adım adım yaklaştığın karanlığın nefesini duyarsın ensende
her geçen gün artan bir hisle
hissederek yaşadığın onca kırık anının
yelkenini toplarsın onarmaya çalışırken çaresizce yerlerden
çünkü bilirsin. bilmediğin birşeylerin varlığını hissedersin
ölmek eyleminin sınırına yaklaşan bir garip yolcu kimliğinde ilerlersin
ilerleyişin geçmişe doğrudur anıların arasından geçip gidersin
bilmezsin hiçbir zaman gerçeğin neresinde gizli olduğunu bu evrenin
ama hissetmek herşeyden ötedir kendini.herşeyin üstünde yüce bir erdem hissetmek
hissedebilmek için yaşadın hergün
hissetmek kendinden daha içeride bir hüzün duygusundan daha değerli bir kıvamda gizliyken
ellerine kavuşursun bir gün ölümün
aniden...
neden diye sormana gerek yok artık
boşver sorgulamalarını
herşey dünyada kaldı
herşey eskide
herşey ama herşey bu yaşlı topraklarda
burası bambaşka bir dünya
duyguların herşeyden müstesna
herşey senin içinde gizli burada
asırladır beklediğin ufak çırpınış
artık seninle bu kokuşmuş nefesten sonra
çürüyen nefesin, sesin, rengi ellerinin
yüzlerinde çatlaklarla dolaşırken sokaklarını bu şehrin
evren denen maskenin altında durduk biz onca yıl
kendine gelebilmenin eşsiz güzelliğinde
sadece sen olabilmenin peşinde
içinde taşıdığın ateşle yürüdün buraya
kaderini tayin ederken kendinin
çürüyen bir gölgesin aslında
hiçbirşeyin ardında gizlenmiş gözlerinin yanışı anılarında
ateşler içinde çürüyen bir parça kokuşmuş et yığını artık bedenin...
yanmak dönüşmek oldu şimdi
bambaşka bir varlığa
çürüyen toprağın altında bedenin
bir parça gülümseme kaldı geriye
bir asırlık nefesinden.

7 Aralık 2010 Salı

anlamsız sesler

beni susarken öldüren
dudaklarının yara izi
beni öldürmeye koştu bu gece

ellerimde ne olduğunu bilmediğim bir yığın yaprak
çocukluğumun diplerinde saklı kalan
acınası, susan gözlerimin ardında
karanlık bir sığınak

yüreğime dokunan sesleri martıların
bedenimde hiç susmayan sesi bedeninin
olmayan yerlerin hayalcisi
gözlerin
gözlerken yolumu
sıradan bir acının yolunda

ölmeye gider gibi koştu ruhum
aydınlığın saklı kaldığı mağaralarında
çocukluğumun
mırıltısı bir yığın şarkının
derinlerde isyan kokusu
durağan ırmaklarımın
şelaleden yoksun
akmayan hecelerimle
içimin sesleri
öldürür her gece benliğimi

bir acı birikintisi gölgemde
söylemeye cesaret edemediğim
o hiç bilinmeyen yerleri öykülerimin
hiç görmediğim
yerlerin güzelliği
oyalarken zihnimi
ağır aksak nidaları
belleğimin...

9 Kasım 2010 Salı

Hayali Kahraman

Yaşamın ortasında öylece eğreti duran bir vücudun yansımasıydı.
Tüm gölgelerin kapladığı bir koyun ortasında yalnızdı
Eline aldığı her şeyin kırılışını izlerdi
Sadist değildi
Mazoşist hiç değildi
Ne olduğu belli değildi
Ne istediği
Ne hissettiği
//Hatta ne olduğu
Her şeyin boktan bir kokusu olduğunu düşünen ufak bir kavramsal yanılgıydı
İçinde yaşadığı bedenini yadsırdı, ruhunun
Yanılsamalar içinde geçerdi zamanı
Öylesine, terk edilmişliğin içinde gezinen bir öykü kahramanıydı
Ütopik, hayali, sadece düşlerde yaşayan bir karakterdi
Kimse farkında değildi varlığının
Sadece filmlerde, fantazya da görünürdü arada bir
Hiçliğe çok az bir yolu kalmıştı.
Bir beden değil bir duyumsamaydı adeta
Her şeyi hissedebildiklerinden ibaretti bu hayatta
Eylemleri yoktu ya da yapabildikleri
Sadece hisler götürürdü onu yolculuklara

Yaşama böyle anlarda dokunabilirdi ancak.
Kaybettiği neydi bilinmez
İdeolojilerden yoksundu beyni
Kendi zihninde yaşadığı bir dünyaydı onunkisi

Büyük hayallere adanmış sıradan bir ruhu vardı
Gözleriyle gördükleri değil onu heyecanlandıran
Zihniyle gördükleriydi
Var olan dünyada değil
Kendi oluşturduğu dünyada yaşardı
Hayatı sadece hayallerinde yaşardı.
Gördüğü buydu
Duyumsamaydı yaşadığı elde ettiği ya da sahip olduğu her şey…
Kaybettiği neydi bilinmez
Elde edemeyeceklerini kaybetmişti
Kayıp, hayali bir kavramdı onun için.
Neresinde olursa olsun sadece hissetti
Konuşmadı ya da koşmadı
Bir şeyler yapmadı
Elini uzatmadı kimseye
Sadece boşluğa uzanan hayali,gölgesel bir eldi onunkisi.
Fısıldadıkları, olmayan karanlığa karışıp gitti
Düş gibi yaşadı
Düşlerde uyudu,uyandı

Eski zamanlardan kopup gelen bir şeyler duydu hep.
Anlamlandıramadı
Şöyle bir irkildi sadece
Bir şeyler yapması gerektiğini hissetti
Ama hiçbirşey yapmadı
Sadece duyumsadı ne olduğunu bilmediği duygularını rüzgarların
Tenine değen eski zaman masallarını okşadı
Hiçbirşey bilmeden yaşadı
Hiçbirşey istemedi
Sadece hissetti yaşamı,kendisini ve dünyayı
Evrensel bir ütopyanın içinde kıvrandı durdu
Bilmedi bilemedi bilmediklerini
Öğrenmedi asla
Düşlere uzanan yollarda kayboldu durdu sadece
Yalnızca düşlerde doğdu
Ölümü de bu dünyaya ait olmayacaktı
Düşsel bir ölümün ortasında kaldı.

Fosilleşmiş Anılar

binlerce yıllık bir hikayeden arta kalan
kırık dökük kelimelerim
eksik, tamamlanmamış
çoktan fosilleşmiş bakışların hafızamda
gözlerinin değdiği ruhumun aynası
benzersiz bir masalın mutsuz sonuyuz

7 Kasım 2010 Pazar

ceset gözlerin

psişik ruhların aynasında ölen bir çift gözlerin
zamanı elleriyle durdurmaya çalışan gezginin öyküsündesin
gerçek değil hiçbir zaman
gerçek olmayanların gölgesindesin
mavi bir düştüçocukluğunun rüyası
gezginin ellerindeydi zamanın aynası
kırılganlığı muhtaçtı duaya
ölüm değil asla
ölüm değildi çare
laktik asit birikintisi ceset bacakların
yorgunluğu bin yıldırgölgelemiş gözlerini.
ne bir hayal
ne bir düş
ölü olmaktan kurtulamamış ellerin,hikayen,gerçekliğin
aynadaki yansımalar bile çürümüş
herşey sana andırır onu
rüyalarında bile kurtulamadığın
bir çift gözün cesetleri...

28 Ekim 2010 Perşembe

Kayıp zamanın melankolik ritimleri

amaçsızca atılıyor adımlar
boşa geçen zamanlarımın içinde eriyip giderken
ben geriye dönüp bakamıyorum
bakmaya kıyamıyorum geçmişime!
yaşamın plansızlığına kapılıp gitmişim
sürüklenmekteyim
--------------
nerden geldiği bilinmez efkarların kurbanı ruhum
Hüzün ve melankoli karışmış kanıma
alkol istiyorum
sigara dumanımın arasına karışacak hatıralar istiyorum
--------------------------------------------
nerdedir gerçek bilinmez
ben kayıbım kendi geçmişliğimde
geçerken yakan anların içinde kavruldum
ruhum hüzünlerin içinde kanlı, paslı, kirli
çürümüş masumluğumun pis kokusu geliyor burnuma
ben ben olamamaktayım
.....................................................
(birşey söyleyebilmenin gücünü hissetmek isterken
daha da kaybolduğumu anlıyorum kelimelerime bakarken
hayaller ve düşler gerek bana
gerçek ne de olsa geçiçicidir
ne de olsa hafızamızda tozlanacak kırık dökük görüntülerden ibaret olacak gelecekte.)

25 Ekim 2010 Pazartesi

Kukla

Bitik bir gece
Ve solmuş
Bense bu solmuş gecenin karanlığına boyalı
İçimde soylenmeyi bekleyen sözlerimle
Cehenneme ayak diriyorum
Kanımdaki maneviyatın yetersizliği
Gözlerime dikili bir ölüm ardımda hissettiğim
Ve yalnızlığın damarsız yolu
İçine bulandığım günahın kızıl kokusuyum
Tüm bu başımı döndüren şehvet
Ve kanımın arzulu kaygıları
Gecenin kaygan yıldızlarının yalnızlığında
Uzak bir ülkenin masalsı güzelliğine hasret
Tekilliğin başdöndürücü cazibesi
Hayalin bilinmez sınırsızlığı
Günahın çocuklarıyız biz
Her birimiz mahşer yolcusu
Aydınlık gecenin dinsiz incileri
İçlerimizde taşıdığımız kızıl kıyamet
Sonsuzluğun yok edici orgazmının hazzını aldık
Bitişe gidiyoruz adım adım
Bizi ölüme götüren yolu içiyoruz usul usul
Zemin kaygan, ayaklarımızsa ıslak
Bir yalnızlığın kısır döngüsü içlerimizde
Ve bir çocuk sevinci gövdelerimizin boş raflarında
Karanlığa sevdalı ölümlüleriz
Yolculuğumuz uçuruma
Ve bizi geri döndürmeyecek asla zaman
Gün gün yaşlanan bedenlerimiz
Karşı koyamayız asla
Tekilliğin güçsüzlüğü yüreklerimizde
Bizlerle oynayan zamanın caniliği
Gücümüzü içen o karanlık fırtına
Hepsi bir delirme anı saçmalıgından ibaret
Ne yapsak anlamsız
Ne yapsak çaresiz
Ve içine düştüğümüz bu yolda yalnızız
Yenik başladık
Yenilmeye mahkumuz
Ne de olsa
Zamanın kuklalarıyız…
Çekimser damarlarımızda
Hiçliğin izdüşümü…
Ve bitiş düdüğü
Ne de olsa
Zamanın kuklalarıyız
Zarif yenilgen spermlerimizin
Rahimlerinde acı
Bu pis gövdenin
Yaratık karanlığın parçalanmış yüzü
İnanılmaz görüntüler belleklerin izdüşümü
Ne de olsa
Zamanın kuklalarıyız…
Ve biz bir anlamsızlığın
Parçalarıyız
(yaptığımız her eylem tıpkı bu hayat gibi anlamsız…)

19 Ekim 2010 Salı

öylesine bir gece

öylesine bir gecenin öylesine bir yolcusu olarak soluğu yazmakta aldığım klasık dünya zamanlarından birinin içinde bulunmaktayım.neresi olduğunu bilmediğim bir yerin çekim alanında hissediyorum kendimi.ve ne oldugunu bile bilmediğim bir duygunun etkisi altındayım.bir ruya gördüm.aynanın arkasındaki varlığına ulşmaktan aciz olduğum ve bu yüzden tanımlanamaz bir acı çektiğim rüyanın ortasında beni karanlığa vuran duygunun esaretine girdim yalnızlığım saçmalığım ve içinde bulunduğum tanımlanamazlığın bir etkisinin sonucuyum.
a rtık anlamını bilemediğim şeytleri sorgulmaktan vazgeçtim ve artık yokluğu varlığımın önune geçirip kapladığım boşluğun anlamsızlığını ve en nihayetinde vardığım sonucun beni ugrattığı uçurumun karanlığındayım .yazdıklarım kadar anlamsız hissediyorum kendimi ve gitmem lazım gecenin koynuna srmalanıp kybolmak ve yokluğa ermek erdeminin ortasındaki hazzı yaşamam lazım.
Tüm bu insanların benden uzaklaşıp yabancılaşmasını ve benim dostlarımmıiş gibi görünmelerini yadırgıyorum artık ve yalnızlığımın ortasında hissettiğim hiçliğin o zarif hazzına kapılıp şehvetli gözlerle yazdığım is karası anlamsız yazıların içinde silinip gitmek istiyorum.

gece spazmı

Yine yalnızlığımı yaşarken gecenin yarısında geriye dönüp baktığımda yaşadığım şeylerin benden giittikçe uzaklaştığını görüyorum.zamanın o iğrenç oyunu.buna alışamadım bir türlü ama bu duygunun oluşumunu açıklayabiliyorum en azından.Ama açıklayamadığım birşey var yaşadıgım geçmişimin benden uzaklaşmasının yanı sıra aynı zamanda bana yabancılaşıyor olması.Ewet gün geçtikçee daha da tanımaz oluyorum kendimi ve yaşadıgım geçmişimin anlarını paylaştığım insanları.Zaman öylebir süzgeç ki herşeyi alıp gidiyor tanınmışlıkları bile siliyor.
Bazen zamanımı paylaştığım insasnların anlamsızlıgını farkediyorum ve buna şaşıyorum.Şimdi çok yakınım olan insanlar biliyorum ki gün gelecek beni unutacaklar hatta yaşadıgımız anların izleriş bile silinip gidecek belleklerinde bundan beş on yıl sonra burada zamanı paylaştığımız insanlarla görusemicez bile ve birbirimizi hatırlamayacagız dahası ve acısı ya da karmaşıgı da hiçbirimizin bundan rahatsızlık duymaması.Madem unutulup gidecek bu anlar niye yasanıyor madem silinecek dostluklar nıye kuruluyor ve bu kadar çok onemseniyor.

Evet gidiyorum şimdi ve yarın kalktığımda zamanımı paylaştıgım yabancıların arasına karışacağım.kimsenin kimseyi tanımasının mumkün olmadıgı bu dunyada insanlar neden birbirlerini tanımak ve yakınlaşmak istiyor.bu yaşlı dünyanın genç insanlarının çocuksuluğu işte.
eski günlerin kafamda silinip gidişine bakarak çaresizce kahroluyorum yaşadıgımı kanıtlayamaz oluyorum yaşadığımı hissedebileceğim ve kanıtlayacağım tek zaman parçası şu an ama ben onu da hissedemiyorum.Zamanın içinden yaşamadan geçip gidiyorum ona katılamayışım benı ilgilendir miyor artık o benim dışımda akıp giderken ben de kendi içimde ölüp gidiyorum hayallerimi zamanın tişksintilerini silip kendimden nefret edip ve aynı zamanda günahlarımdan şeytanca bir zevk alıp şehvetin en doruğuna ulaşma isteği vve aynız amanda ölme öldürme dileklerile yalnızlıgımı ruhumun en ıssız köşelerine saklayıp ve manyakça abnlşamsız şeylert yazıp içinde yaşadıgım anlamsız ve bir o kadfar küçük zaman dilimişni degersizliği ile degerlendiriyorum su an yaptığımın anlamsızlıgı ,tum anlamlarımı sarıp sarmalayıp kendi gövdesinin içine koymuş gibi sankii.Ve bende çocuksu hayallerimin yaşlanışını seyredip ölmeyi bekleyişin bir kanıtı ve çaresizi bir siluetim mutsuzlugun resmiyim artık.Tekjl kimliğim tek anlamım ve saçmalıgım bundan ibvaret.kendimi küçümseyip tum zayoflıklarımı kabul etmekle nereye varabilirim vwe varmaya calışıyorum hiç bilkmiyorum içimdekiş anlamsızlıgın şifresini ,ve dolmak bilmez boşlugun yerine koyulabilecek şifreyi istiyorum.Beynımı,n deribnlşiklerinde bilinçaltımın herhangi bir duvarının altındaki herhangi biryere saklı duruyor biliyorum vu onu kavrakmak özumsemek istiyorum.sonra da gerçeksizliğimin gerçekliğini oluşturan önceleri saf şimdilerde ise günahkar ruhumun yıkanabileği yıkanıp temizlenebileceği bir hayat sıvısı istiyorum.kana susuyorum gecenin karanlşıgında.gecenin karanlıgını kızıla boyama arzusuyla olumun yanı başında istemsiz duruyorum ve doldurdugum boşlıuğun bilincinde değilim artık.Sadece yazan parmaklarımın kayıtsız seyircısı.

RUHUMUN İÇİNDEN GEÇEN DUYGULARI VE O DUYGULARIUN BEYNIMDE KELIMEYE ÇEVRİLİŞİNİ İZLİYORUM HAYRETLE HİÇ DURAKSAMADAN DUSUNMEDEN VE BIR AN OLSUN KENDIMI KONTROLE KALKIŞMADAN İÇİMDE BİRİKMİŞ KELİMELERİN KANINI KUSUYORUM YILDIZIMI KAYBEDİŞİMİ HATIRLADIGIM BU DİPSİZ KARANLIGA BATMIŞ GECENİN ORTESINDEA YUVARLANIRKEN.ARTIK GİTMELİYİM.DAHA FAZLA YAZMAK SABAHA KADAR YAZMAK HATTA ÖLENE KADAR YAZMAK İSTERDİM AMA CÜZDANIMIN BANA BAHŞETTİĞİ ZAMAN VE YAŞADIGIM HAYAT ANCAK BU KADARINA İZİN VERİYOR.ASLINDA İZİN BİTELİ BAYA OLDU AMA BEN KENDİMİ YAZMANIN KIZIL ŞEHVETİNE KAPTIRDIĞIM İÇİN KALDIM BİRAZ DAHA.ŞU AN İçİMİN KELİMELERİ DURULDU.BİŞEYLER YAZABİLKMİŞ OLMANIN HAFİF HAZZI KALBİMDE.AYNI ZAMANDA DA TERCÜMESİNi ETTİĞİM DUYGULARIMLA BOĞUŞMAK ZORUNDA OLMANIN İSTEKLİ KORKUSU .DİNLEDİĞİM ŞARKILAR VE YAZDIGIM KELIMELERIN BENİ VURDUGU HÜZNÜN TADINI ÇIKARMAYA GİDİYORUM.MELANKOLİNİN DİBİNDEYİM ŞU AN.VE HAYATIN DAHA DA DİBİNDE YAŞAMIN OLMADIGI ZAMANIN HIC AKMADIGI HİÇBİRŞEYİN DEGİŞMEDİĞİ TEKDÜZE BİR DÜNYADA YAŞIYORUM ARTIK.VE BUNUN FARKINDALIGI İLE KÜÇÜMSÜYORIM KENDİMİ BİLİYORUM Kİ BİRGÜN GELECEK VE TÜM SORULARIMIN CEVABINI ALABİLECEGİM, ZAMANIN POERDESİ KALKTIGINDA HERŞEYİ KAVRAMANIN VE AZ ÖNCE İÇİNDEN ÇIKIP GELDİĞİM ATEŞİN DEHSETİNDEN KURTULMANIN SEVİNCİ İLE ÖGRENECEGIM HERSEYİ VE OGRENDIKLERİMİ DUNYANIN KEDERLİ GÖLGESİNİN ÜSTÜNE KANIMDAKİ ATEŞLE BİRLİKTE KUSACAĞIM.EN COK DA KENDİ GÖLGEM UZERİNE.KARANLIGIN İÇİNDE DÖNÜP DURAN ISSIZLIGIN RESMİ VE ÇARESİZLİĞİ GÖLGEMİN ÜSTÜNE....

15 Ekim 2010 Cuma

ölüm, gözlerimiz

ölüm gözlerimizdi bizim..
anlık yasadık hep bitişleri ve sevinçleri
önemli değildi çevremizden gelip geçenler
psişik salak ruhların gövdsesine oturmuş günahkarlardık
benliğimizi yaratan kuklacının ellerindeydi kaderimiz
bizlerönemsemezdik kendimizive günahları
meleklerin siyahımsı kanatlarındaydı umutlarımız
anlam
neremizden gelip geçtiği belli olmayan sonsuz döngü
bizlerufacık noktalardık ortasında bu girdabın
yeşil
rengarenkliğini kaybetmiş bir gökkuşağıydı
çocukluk
çoktan boklaşmış o eski masumiyetin uğradığı son kavsaktı
gülümsemeler
anlık depresif yanılsamalardı
sonra
nevrozu tuttu herkesin
tanrının ellerine bağişladık kendimizi
çığ gibiydi kahkası herkesin
çığlıklar uçuştu simülatif evrenimizde
yanılsamalar uçak oldu gövdemizin orta yerinde
içindeki umutlarla birlikte uçup gitti bir uçuruma


***evren asla sahip olamadığımız özlerimizle yok olup gitmeye yüz tutmuşken bizler salak gülümsemelerimizle bakıyoruz yok oluşumuza.. İçinden geçtiğimiz bu zelzelenin farkına varamadan toprak olup çürüyecek bedenlerimiz..

kontrol altına alınamayan anafor yaşamlar

Gecenin bunalımlı sesi geliyor uzaklardan
İçinde yakılan ağıtlara ağlıyorsun
Unutuşun, yalınlaştırmış kelimeleri
Anlam yükleyemiyorsun.


Düzen anaforuna kapılmışsın
Mecburiyetlerin tuzağındasın
Sisteme boyun eğişinin bininci sessiz yılını kutluyorsun
Utanç içindesin.

Geri dönüşü düşünüp vazgeçiyorsun.
Sağlık diyorsun düzen diyorsun
Diyorlar mı, diyor musun bilemiyorsun
Utanıyorsun….

15 Kasım 2008 Cumartesi

yanlış bir gece

yanlış bir gecenin sabahında doğmuşum...

güneş göstermemiş ışıklarını henüz..

heryer karanlık....

kan ve lağım kokusu içinde geçti hayatım..

bunca boktan şeyin içinde,

gökkuşağı renklerini arar durur

bir
gezginim..

9 Kasım 2008 Pazar

ölüm, gözlerimiz

ölüm gözlerimizdi bizim..
anlık yasadık hep bitişleri ve sevinçleri
önemli değildi çevremizden gelip geçenler
psişik salak ruhların gövdsesine oturmuş günahkarlardık
benliğimizi yaratan kuklacının ellerindeydi kaderimiz
bizlerönemsemezdik kendimizive günahları
meleklerin siyahımsı kanatlarındaydı umutlarımız
anlam
neremizden gelip geçtiği belli olmayan sonsuz döngü
bizlerufacık noktalardık ortasında bu girdabın
yeşil
rengarenkliğini kaybetmiş bir gökkuşağıydı
çocukluk
çoktan boklaşmış o eski masumiyetin uğradığı son kavsaktı
gülümsemeler
anlık depresif yanılsamalardı
sonra
nevrozu tuttu herkesin
tanrının ellerine bağişladık kendimizi
çığ gibiydi kahkası herkesin
çığlıklar uçuştu simülatif evrenimizde
yanılsamalar uçak oldu gövdemizin orta yerinde
içindeki umutlarla birlikte uçup gitti bir uçuruma


***evren asla sahip olamadığımız özlerimizle yok olup gitmeye yüz tutmuşken bizler salak gülümsemelerimizle bakıyoruz yok oluşumuza.. İçinden geçtiğimiz bu zelzelenin farkına varamadan toprak olup çürüyecek bedenlerimiz..